27 Nisan 2013 Cumartesi

Bir Aşk Hikayesi...

"Ama biber dolması yapmasını biliyorum..."
----------
Dizilerin ve filmlerin hayattan olmadığını söylerler hep. Oysa diziler de filmler de hayatın her bir köşesinden bir parça yansıtıyor ekrana... Bugün kalemimden Fox'da yayınlanmaya başlayan ve geçtiğimiz Salı günü 5. bölümü ekrana gelen "Bir Aşk Hikayesi" dile geliyor...

Uzun zamandır aklıma takılan bir soru vardı, bir gözlemim diyelim aslında... Neden ATV'de eskiden çok fazla tutan diziler varken ve hala çok daha fazla tanınan isimlerle çalışılarak diziler yapılırken, FOX'da hemen hemen çok daha az tanınan kişilerle çalışılarak, belki kısmen çok daha az para harcanarak yapılan diziler daha güzel oluyor, ve daha çok izleniyor?... Bir arkadaşım buna şöyle bir açıklama yapmıştı: "Çünkü FOX reytinge diğer kanallar kadar önem vermiyor, reytingi diğer kanalların beklediği reyting kadar yüksek olmasa bile o diziyi ekrandan kaldırmıyor, ondan..." Hatta bu diziyi hiç beğenmediğini ve çok basit bulduğunu da dile getitmişti. Bense çok beğenmiştim... Allah allah... Terslik hangimizdeydi acaba?

Sonra ısrarla izlemeye devam ettim diziyi...ve her bir bölümde, henüz ilk bölümde koyduğum teşhisi doğruladım. Bu dizi güzeldi, ya da bana çok güzel gelmişti, çünkü az diyalogla, ve çokça mimikle, sahne aralarında kullanılan müzikleriyle, çekimleriyle an be an her bir karede, hayatta elinizle dokunamayacağınız ve çoğunlukla dillendirmeden arka plana kalbinize attığınız duyguların her birini anlatıyordu aslında. ve bunu o kadar güzel, o kadar beklemediğiniz karelerde yapıyordu ki, birazcık maneviyatınız mantığınızdan ağır basıyorsa, o kareyi izlerken tam da anlatılmak istenen duyguyu yaşıyor, dahası hayatınızın bir anına, bir olayına ve bir duygunuza ışınlanıyordunuz...

Arkadaşımın, dizide donuk bakışlarından rahatsız olduğunu söylediği Korkut Ali karakterini canlandıran Seçkin Özdemir, aslında tam da o bakışlarıyla dünyadaki acıyı, ve acı karşısında insan ruhunun nasıl sertleştiğini, ama yine herşeyde varolan madalyonun iki yüzü misali, aslında insanın içindeki duygu fırtınalarını yansıtıyor.

Dizinin temiz yüzlü, iyi kalpli kızı Ceylan karakterini canlandıran Damla Sönmez bence rolüne çok iyi oturmuş. Ceylan, asistanlığını yaptığı ve çocukluğundan beri birlikte büyüdüğü evin zengin oğlu Tolga'ya (Yamaç Telli) aşıktır. Ancak bu öyle bir aşktır ki, Ceylan bunun imkansızlığından emindir, ve herşeye rağmen sevgisinden dolayı her daim Tolga'nın yanında yer almayı seçmektedir. Bu ona her ne kadar acı verse de... Öyle ki, sırf Tolga Ceylan'ın en yakın arkadaşına aşık diye, kendinden önce onun iyiliğini düşünüp, ikisinin her defasında arasını bulmaktadır. "Böyle de şey olur mu?" demeyin sakın, hayatta öyle şeyler oluyor ki, inanamazsınız.  Birebir görüp bilmesem, ben de pek inanmazdım belki de...


Ceylan, dünyadaki tüm acıya ve karmaşaya rağmen temiz, saf, iyi kalpli kalan insanların simgesi dizide... Hayalleri olan, masal dünyalara inanan, karakter sahibi, aşkı arayan ve yalnızca materyalist gerçekler üzerinden ilişki kuramayan insanları anlatıyor her bir hareketinde...Bir bakıyorsunuz dizinin bir karesinde belki pek çok dizide hiç önem verilmeyen ufacık şeylere yer veriliyor. Ceylan'ın hiç tanımadığı küçük bir kıza sokakta yardım edişi bunlardan sadece bir örnek...Gittikçe maddi çıkarlara dayanan ilişkilerin boy gösterdiği günümüz dünyasında, unutulmaya yüz tutmuş iyiliklere, yardımseverliğe, vefaya, duygulara atıf yapılıyor Ceylan'ın her bir hareketinde...


Korkut Ali'nin de yansıttığı sert duruşlu adamın içinde aslında duygularını yok etmek zorunda kalarak yaşamaya alışmış bir insan var. Henüz bebekken ikiz kardeşiyle birlikte yetimhaneye bırakılmış bir çocuk, ve hayatı boyunca yaşamı tırnaklarıyla arşınlamış. Sevgisi paraya tercih edilmiş, ve yıllar sonra ikiz kardeşi Emine'nin yeğeni Umut'la birlikte yaşadığını, ve henüz yetimhanedeyken geçirdiği bir trafik kazası yüzünden öğrenme sıkıntısı çektiğini öğrenmiş biri... Dizinin kurgusunda, Emine ve Korkut Ali, zengin oyuncu Tolga karakterinin kardeşleriymiş, ancak bunu yalnızca Korkut Ali bilmektedir. Bu nedenle öfkeli ve kırgındır. Tüm bu duygularına rağmen, dizinin her karesinde en az Ceylan kadar iyi olanı korumaya ve desteklemeye çalışmaktadır. Emine karakterini canlandıran Güneş Sayın, oynadığı rolün hakkını bence çok güzel veriyor. Zira hafif zeka geriliği olan birini, onun korkularını, duygularını yansıtmak çok kolay olmasa gerek...Ama bu da hayatın acılarından biri, ve malesef dizide ekrana getirilen tüm suistimaller, dalga geçmeler, istismarlar gerçek hayatta bu insanlar tarafından fazlaca tecrübe edilmekte... Tüm bunlara rağmen, oğluna annelik duygularıyla yanaşması, Umut'un annesiyle arasındaki bağ ve dayının hayatlarına girmesiyle değişmeye başlayan yaşamlarındaki gelgitler hemen hemen gerçek hayatın birer kopyası aslında...


Son bölümde başka bir detay daha yakaladım dizide... Renkler...Renkleri öyle güzel kullanıyorlar ki, bunun için özel bir ekip mi var diye merak ettim... Örneğin Ceylan'ın son bölümde üzerinde yer alan sarı mont. Ben ki sarı sevmem derdim yıllardır...Son bölümde gözümü sahnelerden alamadım resmen...Bu rengin böyle bir şekilde, sahneyi bu kadar canlı hale getiren, ve bu kadar dikkati ekrana odaklayacak biçimde kullanılması çok başarılı olmuş bence. Bazıları bu montun çok fazla ekranda göründüğü yönünde eleştiriler yapabilir belki. Ama bence, pek çok dizide olduğu gibi sürekli her sahnede kıyafetin farklılaşmaması diziye daha gerçek hayata yakınlık havası katarken, aynı zamanda da ekonomik olmuştur kanısındayım. Zira gerçek hayatta, aynı gün içinde bir saatte bir mont değiştirilmez genelde...

Bir de müzikler var... Hayatın sözlerini dile getiren, bazılarımızca çok sık dillendirilen duyguları, bazılarımızca ifade edilemeyen ve yalnızca hissedilenleri melodilerle ahenklendiren müzikler...Dizinin bazı bölümlerinde araya kısa müzikler ekliyorlar...Her bir müzik, aslında o anda bir duygu akımını yansıtmak üzere kullanılmış bence. Örneğin son bölüm...Fragmanda da kullanılan Sezen Aksu'nun Hasret isimli şarkısı o anda Ceylan'ın kırgınlığını, ürkek yanını kontrolü altına alan ve onu gülümsetmek isteyen Korkut Ali'nin ona elini uzatıp konuşmasına izin vermeden elinden tutup çekmesiyle birlikte kullanılmış...Beni alıp Sezen Aksu'yla birlikte bambaşka diyarlara götürdü... "Gün bizim güneş bizim, göğsümüzde ateş bizim, elele olduğumuz o gün gülmek bizim..." Hayatta aslında insanlara, bize uzanan ele ne kadar ihtiyacımız olduğunun, gülmenin bazen tek nedeninin bir insan olabildiğinin, ve aslında yaşamda küçük mutlulukların var olabileceğinin ama bunların sıklıkla es geçildiğinin bir ifadesi sanki...

Gelelim biber dolmasına...Vaktiyle çok sevdiği biri tarafından para uğruna terk edilen Korkut Ali, ondan kendisine son bir sarma yapmasını ve öyle gitmesini istemiştir dizinin en başında İtalya'dayken... Anısı vardır bir sarmanın çünkü... Hayatta her insanın anlam yüklediği şeyler vardır değil mi? Vardır anılarınız...Yani sarma değildir de esas mesele, sarmanın ifade ettiği anılardır...Ama terk edilen Korkut Ali bu duygunun acısını hiç unutmamıştır...ve Ceylan, saflığa inancını yitirdiği bir anda karşısına çıktığından, farkında olmadan yeni anılar kaydetmeye başlar Korkut Ali, Ceylan'ın başkasına olan aşkına rağmen... ve sonra, en son bölümde Ceylan'ın başka bir şehire gitmesini engelemek ister....ve aralarında şu diyalog geçer:

Korkut Ali: "Bana sarma yapar mısının, ondan sonra gidebilirsin!"
Ceylan: "Ne sarması?"
Korkut Ali: "Yaprak sarması..."
Ceylan: "Ben sarma yapmayı bilmiyorum ki, özür dilerim..."
.......
Hayatta anlam yüklediğiniz şeyleri hatırlatan bir dizi bu...İçinde daha basit, saf, hayatta gördüğünüz ya da hissettiğiniz şeyler var aslında.... Kırgınlıklarınız, aşklarınız, hırslarınız, zenginlik, fakirlik, yardımseverlik, iyilik, kötülük...Hayatın farklı karelerini yansıtıyor Bir Aşk Hikayesi...o nedenle, bence bir de bu gözle bakın diziye...

Korkut Ali: "Bana sarma yap, öyle git!"
Ceylan: "Sarma mı? Üzgünüm, ben sarma yapmayı bilmiyorum ki..."
Korkut Ali: ......................
-----
Eğer içinizde iyi olan bir yan varsa, öylece arkanızı dönüp gidemezsiniz çünkü hayatta, hele ki empati kuruyorsanız.... Döner ve seslenirsiniz üzerinizde sarı bir mont, elinizde kırmızı bir valiz, ve fonda çalan Hasret şarkısıyla... :

Ceylan: "Ama biber dolması yapmayı biliyorum..."
 --------
Çünkü bazen bir aşk hikayesindeki en masum yan, karşınızdakinin yıkılmış hayallerinden yarattığınız gülümsemedir.

İyi seyirler :)